|
Bu haftaki yazımıza önceki mail’den kısa bir hatırlatma ile başlayalım isterseniz.
[Bağırsaklarımızdan emilen besinler kalbimize ve oradan kan dolaşımımıza geçmeden evvel ilk önce karaciğerimize uğrar. Yapısı öyle ilginçtir ve öyle müthiştir ki. İçindeki hücreler kordonlar şeklinde uzun gruplar oluşturur. Uç uca, uç uca eklenmiş bir sürü hücreler ve bunlardan müteşekkil kordonlar. Bu bir sürü kordonların aralarında boşluklar bulunur. Bu yapının bir de üç boyutlu olduğunu düşünürseniz acaip karmaşık bir yapı ortaya çıkar. Bunu bir top gibi düşünün. Hücre kordonlarını da bu topun merkezine doğru sokulmuş şişler gibi hayal edin. Ama bu şişler üç beş tane değil, binlerce olsun. Bir de bu şişler topun merkezine kadar ulaşmasın. Topun merkezinde bir boşluk kalsın. Bu tarif ettiğim şeyin ne olduğunu biliyor musunuz?]
- Bu tarif ettiğim yapıya karaciğer lobülü denir. Hani canlılar için hücrelerden müteşekkildir deriz ya; karaciğer için de lobüllerden müteşekkildir diyebiliriz. Peki bir şey sorayım. Sizce bir insanın karaciğerinde bu anlattığımız yapıdan kaç tane vardır? Tahmini olan var mı?
- Beş yüz mü hocam?
- Üç bin mi?
Herkesin tahminini söylemesine müsaade ettikten sonra Mehmet bey tekrar sözü alıp konuşmaya devam etti.
- Tahmin ettiğinizden çok daha fazla. Bir karaciğerde toplam 40-50bin kadar lobül bulunur. Şimdi verdiğimiz misale devam edecek olursak merkezine doğru binlerce şiş sokulmuş toplardan 40-50bin tanesini büyükçe bir torbaya koyduğunuzu düşünün. Anlamanızı kolaylaştırmak için karaciğerimizi bu torbaya benzetebiliriz. Normalde torbaların bir tane ağzı olur ama bizimkinin iki tane olsun. Bir tane giriş, bir tane çıkış.
Yediğimiz besinler bağırsaklarımızda emildikten sonra incecik yapıdaki kılcal damarlara geçer. Bu incecik damarlar birleşir, daha büyük damarları, bunlar daha büyüklerini ve en sonunda bir tane ana damarı meydana getirir. Bu ana damar ise torbamızın ağzından içeri girer. Tabi böyle kocaman bir damar, olduğu gibi kalmaz; bu da daha küçük dallara ayrılır. Onlar daha küçüklerine, onlar daha küçüklerine… derken incecik dallara ayrılır. Bu incecik dallar ise torbamızdaki topların arasındaki boşluklarda bulunur ve içlerindeki kanı topların içine aktarır. Yani topların içindeki şişlerin arası kan ile dolar. Peki şişlerimiz neden oluşuyordu, hatırlıyor musunuz?
- Hücre kordonlarından
- Evet, arkadaşınızın dediği gibi hücre kordonlarından oluşuyordu. İşte bu mükemmel yapı sayesinde hücrelerimizle kan doğrudan temas etme imkanı bulmuş oldu. Peki ya bundan sonra ne olacak?
- …
- Bundan sonra ne olacağını anlamak için en başta verdiğimiz misale geri dönelim isterseniz. Ne demiştik; son model bir arabamız vardı, şöyle gaza basınca jet gibi gideninden. Bunun bir de benzin deposu vardı. Karaciğerimizi ise benzinin yakılarak arabanın hareketi için lazım olan enerjinin elde edildiği yerle depomuz arasındaki bir filtreleme cihazı olarak düşünebileceğimizi söylemiştik. Demek ki bundan sonra bir filtreleme söz konusu. Ama ne filtrelenecek, bu nasıl yapılacak, bunun faydası ne… gibi birçok soruyu cevaplamamız gerekecek. Yalnız bunlara geçmeden önce bir sorayım. Yoruldunuz mu biraz?
- …
- Susmanızdan anladığım kadarıyla biraz yoruldunuz. O zaman size ilginç bir şeyler anlatayım. Hem ilginç hem de kafa çalıştırıcı… Ne dersiniz?
Az önce sessizce dersi dinleyen öğrenciler birden hareketlendi ve hep bir ağızdan "iyi olur hocam" dediler. Daha önceki derslerden de tecrübeliydiler. Doktor Mehmet bey böyle dediği vakit ders hep eğlenceli geçerdi.
Mehmet bey anlatmaya, öğrenciler de hep beraber merakla dinlemeye başladılar…
|