İhtiyaç azaldıkça mutsuzluk artar mı? PDF Yazdır E-posta
 
Geçen hafta evlatlarımızın, gençlerimizin içinde bulunduğu durumu bir parça ortaya koymaya çalışmıştık. Bu hafta ise çocukluk döneminden bahsederek yapılan doğru ve yanlış davranışlar üzerinde duracağız.
 

Şimdi geçmişe bir yolculuk yapalım ve çocukluğumuza bir dönelim. Hepimizin çocukluğu farklı ortamlarda ve farklı zorluklarda geçmiş olabilir. Şu kadarı var ki ortak konulardan biri yokluk. Çok az kimse vardır varlık ve bolluk içinde büyümüş olsun. Bir defa hepimiz belli sıkıntılardan geçerek geldik, eskiden kot pantolonlar, şetlant kazaklar, convers ayakkabılar yoktu. Hepimiz analarımızın diktiği ya da büyüklerimizin küçülen pantolonlarını giyerdik hatta yetmez yakın akrabanın küçülenlerini ve bizim küçülen kıyafetlerimizi değiş tokuş yapar, analarımızın ninelerimizin ördüğü kazakları, süveterleri giyer bundan da hiç gocunmazdık. Birisinden küçülen kıyafetler geldiği zaman sanki mağazadan yeni gelmişçesine sevinir kirletip yıpratmamaya dikkat ederdik çünkü arkadan gelmekte olan kardeş, amca ve teyze çocukları da bu giysilerle büyüyeceklerdi. Siz okula hiç lastik çizmelerle gittiniz mi? Çizmenin içine keçe bile koysanız fayda vermez buz gibidir. Hattı zatında bu çizmeler ayağınızı soğuktan değil su birikintilerinden ve yağmurdan korumak için yapılmıştır, gerçekten de su geçirmez ayağınız ıslanmaz. Zaten o kadar üşür ki ayaklarınız ıslansa da fark edemezsiniz ıslaklığı. Şimdi giydire bilir misiniz çocuğunuza bu çizmeleri, utanırlar giymezler işçi çizmesi derler. Sizin anneniz de küçülen kazakları sökerek tekrar örer miydi kazaklarınızı, babanızın pantolon ve gömleklerinden kıyafet diker miydi? O dönemlerde yırtık yamamayan eskiyi yenilemeyen kadın

var mıydı? Bizler sokak da komşu çocukları ile bahçeli evlerde büyüdük, yoktu belki üzerimize giyeceğimiz, ama bundan hiç utanmadık, demedik falan çocuk şöyle giyiniyor, falan kişi çocuğuna şunları alıyor demedik, düşündük belki ama istemedik her birimiz ana- babamızı üzmez istemezdik. Eskiden öyle otomatik oyuncaklar falan da yoktu, demirden bir çember, bir top, bez bebek çamurdan yaptığımız kap kacaktı oyuncaklarımız. AMA BİZ MUTLUYDUK…..
 

Şimdi çocuklarımızı LCW den, Conversten giydiriyor, Playstaion oyuncaklar, Barbie bebekler alıyoruz ama yine de mutlu edemiyoruz. Oysa onları mutlu edecek bu eşyaları alabilmek için baba sabahtan akşama kadar hatta geç saatlere kadar çalışıyor, anne ihtiyaçlar ve isteklere cevap vermekte babaya yardım etmek için bir başka işte çalışıyor ama yine çocukları mutlu edemiyoruz. Evlatlarımızın mutluluğu hep kısa sürüyor aldıkları bir eşya karşısında mutluluk, heyecan, sevinç belirtisi görmeyi umut ediyoruz ama onlar sadece o an seviniyor yada almasanız da olur edası takınıyorlar, alıp getirdiğiniz şeyler karşısında bırakın bir teşekkürü yada minnettar tavırları alınana bile değer vermeyerek dolapların çekmecelerin içine adeta fırlatıyorlar. Anne- babalar bir daha ki sefere daha büyük şeyler alarak onların sevinçlerini belki bu sefer görürüz diyorlar ama nafile her seferinde aynı tepkilerle karşılaşıyorlar. Sadece çocuk istedi diye ihtiyacı olmadığı, eksikliğini hissetmediği şeyleri aramadan bulan çocuklarımız emeğe saygıyı öğrenemediği gibi ana-babaya saygı minnettarlığı da öğrenemiyor.

Her yıl okul açıldığında kırtasiye malzemesi alınır. Bu kırtasiye malzemeleri toptan alınır ki kaybolmaya, bittiğinde hemen gidip alınamamaya karşı tedbirdir. Defterler değişik değişik, geçen yıl yarım kalmış tam bitmemiş boş sayfaları olan defterler bir kenara atılır, yeni defterden başlanır. Eşyasını sağa sola fırlatan çocuk bulamadığında yeni bir kalem, yeni bir defter alıverir nasıl olsa toptan alınmıştır ve devamı vardır. Ertesi gün kalemini sıranın altında unutur ya da yere düşürür almaz üstüne basılır ve kırılır kalem, olsun nasıl olsa evde vardır tenezzül etmez yerden almaya.
       
Hiçbir şeyin yokluğu çekmeyen, aramadan bulan çocuklarımız doyumsuz, mutsuz, umutsuz olmaktalar. Ana- baba olarak bizler yokluğunu çektiğimiz şeyleri çocuklarımıza sunmakla onlara fedakarlık yaptığımızı zannediyoruz. Oysa yapılan bu davranış çocuk için değil aslında geçmişte bizim yaşadığımız yoksunluğun giderilmesi. Yani biz çocuklarımıza değil kendimize alıyoruz. Baba oğluna bir tren alır birlikte eve gelirler oyuncak açılır baba tarafından raylar birbirine eklenir lokomotifin arkasına vagonlar takılır, pilini de taktıktan sonra rayların üzerine yerleştirilerek hareketi çuf çuf sesi çıkararak raylarda daire

 çizmesi heyecanla izlenir. Eminim gözünüzde canlanan bu manzarada babanın keyfi çocuğun keyif ve mutluluğundan daha çoktur. Baba oyuncağı birleştirerek kurmanın belki de kendi çocukluğunda hep istediği bu oyuncak ile şimdi oynaya bilmenin hazzını yaşamaktadır. Öbür tarafta babasına trenin kuruluşunda yardım etmek isteyen çocuğa daha oynamadan kırılma korkusu ile sen dur kırarsın diye el sürdürülmemiş her şey bittikten sonra çocuğa, sadece "bak ne güzel gidiyor değil mi oğlum "diyen baba, ona yaşadığım hazzı benim yaşadığım bu duyguyu sende paylaş demekte aslında. Ama çocuk hoşnut olmamış vaziyette umursamaz tavırla başka şeye ilgilenmekte. Çocuk emek verip kendisi yapmış olsaydı hem çaba sarf etmenin, hem başarmanın hazzını yaşayacak aldığı bu oyuncağa sahip çıkacak belki de kırılmamasına özen gösterecekti. İşte verilen bu örnekte ki gibi çocuklarımız isteklerine çalışmadan, emek harcamadan, yokluğunu çekmeden kavuştukları için kıymet vermiyorlar. Böyle davranmakla;

1-     Her hangi bir emek harcamadan elde etmekle tembelliği
2-     Başkasının onun için yaptığına kıymet ve değer vermemeyi
3-     Nasıl olsa tekrar elde edeceği ya da bedavadan gelen şeyleri kolay harcamayı
4-     Kolay harcanan şeylerin de çok kolay gözden çıkarılarak israfa yol açmayı
5-     Şükür ve teşekkürsüzlüğü
6-     Hep almayı
7-     Her zaman istekleri yerine getirmekten kaynaklanan bencilliği
Biz kendimiz öğretiyoruz. Sonrada biz ne istedi ise yaptık diyerek bu davranışlarımızdan aferin denmesini bekliyoruz. Evet, gerçekten aferin(!) bize ama iyi bir iş yaptığımız için değil bencil, kimseyi düşünmeyen, almanın zilletini, vermenin izzetini bilmeyen, müsrif, tüketici toplumuna bir fert daha kazandırdığımız için.
 
 
< Önceki   Sonraki >

Üye Girişi

Muhabbet Köprüsü