Borçlu ve Alacaklılar PDF Yazdır E-posta
Hak ehli bir zat vardı. İyi bir gelir sahibiydi ve cömertti. Öyle ki piyasadan borç alıp ihtiyaç sahiplerine dağıtırdı.

 Bir gün ağır bir şekilde hastalanarak yatağa düştü. Alacaklıları onun ölüm döşeğinde olduğunu düşünerek başucuna dikildiler. Hazret bundan son derece utanmıştı. Asık yüzlü, sıkıntılı tiplerle çevrili olması onu ziyadesiyle üzmüştü. Bir şeyler söylemek istedi, ancak; "Bize para gerek nasihat değil" diye susturuldu.

 Bu sırada dışarıdan helva satan bir çocuğun sesi duyuldu. Hazret, bir adamına seslenerek helvaları satın alıp ziyaretçilere ikram etmesini, ortalığın bu sebeple de olsa biraz tatlanmasını istedi. Görevli, çocuğun tepsisindeki bütün helvaları aldı. Ziyaretçilere ikram etti. Herkes abus çehrelerle helvaları yediler. Çocuk helvaların parasını istedi. Hazret; "Evlat bunları bana borç olarak yazar mısın?" deyince çocuk elindeki tablayı yere atıp ağlayarak sokağa fırladı. Bir yandan ağlayıp bir yandan; "Ben bunları zaten borç olarak almıştım, nasıl ödeyeceğim, evime nasıl para götüreceğim?" diye ağlıyordu. Tesadüfen şehrin valisi ile karşılaştı. Vali olanı biteni öğrendi. Hasta yatan mübareği yakından tanıyordu. Çocuğun parasını ödedi. Dahası çocuğun helva tepsisine kese kese altınlar koyarak eve gönderdi.

 Altınlar eve gelince alacaklıların neşesi yerine geldi. Herkes alacağını tahsil etti. Ancak böyle aniden paranın gelmesine de bir anlam veremediler. Hazret şu cevabı verdi. "Ben sıkıntı içindeydim. Sizde sıkıntı içindeydiniz. Ancak samimi olamadığımız için dualarımız kabul olunmuyordu. Bir masumun samimi olarak kırık bir gönülle dua etmesi gerekiyordu. Helvacı çocuğun samimi feryadı ok gibi arşa yükselince Rabbim karşılığını verdi."

 Alacaklılar utanıp paraları geri vermek istediler. Ancak hazret kabul etmedi. "İnsan bir iyilik yaptığında samimiyetinin belli olması için peş peşe imtihanlardan geçirilir. Hatta iyilik yaptıklarından küfranı nimet görür. Eğer sabrederse iyiliğinin karşılığını kat kat alır. Sizler bir iyilik yaptınız. Ama sabredemediniz. Eşyanın hakikati görüldükten sonra pişman oldunuz. Meğer ki geçmiş ola...
 Hazret-i Mevlana'dan.
 
 
< Önceki   Sonraki >
Anasayfa arrow Makaleler arrow Güzergah arrow Borçlu ve Alacaklılar