Primary Color:
Primary Text:
Secondary Color:
Secondary Text:
Tertiary Color:
Tertiary Text:
Renk Seçimi
Önizleme
FeaturesTypographyTutorials
Modül Başlıkları
Home
Module Title

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit. Ut non turpis a nisi pretium rutrum. Nullam congue, lectus a aliquam pretium, sem urna tempus justo, malesuada consequat nunc diam vel justo. In faucibus elit at purus. Suspendisse dapibus lorem. Curabitur luctus mauris.

Module Title
Module Title
Açiklamalar

Sol taraftan renk ve desen seçimini yaptıktan sonra aşıdaki UYGULA tuşuna tıklayın.

UYGULA
Kültür Zafiyeti PDF Yazdır E-posta
 
Eskiden anlatılan hikâyelerde, fıkralarda bile dini bilgilere yer verilir, insanların veya küçük çocukların bu bilgileri dolaylı olarak öğrenmeleri sağlanırmış. Buna bir misal vermek istiyoruz bu haftaki yazımızda. Ama önce fıkranın günümüzde nasıl olduğuna bir bakalım ve sonrada eskiden bu fıkranın nasıl anlatıldığını okuyalım. İkisi arasındaki lezzet farkı, derinlik ve zenginlik hemen kendini gösteriyor. İçinde bulunduğumuz kültür zafiyetine güzel bir örnek.
 
Fıkranın günümüz hali şöyle:
 
Bir tilki, çalıların tepesinde evinden uzaklaşıp yolunu kaybetmiş bir horoz görmüş. Usulca yaklaşıp,
 
-Ooo, horoz kardeş, demiş, seyrana mı çıktın?
 
—Köyümü kaybettim.
 
—Üzülme kardeş, şu yakında bir vadi biliyorum, orada beraberce bir köy kurarız, hele gel biraz aşağıya da kuracağımız köy hakkında konuşalım.
 
Horoz tilkinin niyetini anlayıp şöyle cevap vermiş:
 
-Sizinle bir köy kurmak mutluluk olur, hatta az ileride buraya gelmekte olan kurdu da muhtar seçeriz.
 
Tilki, kurdun adını duyunca tabanları yağlayıp giderken bağırıyormuş: Onunla zor şeneltirsiniz siz bu köyü!..
 
Şimdi aynı fıkrayı Lamiizade'nin Letaif adlı eserinin sadeleştirmesinden okuyalım:
 
"Avcı bir tilki vardı. Gece gündüz işi hîle ve yalan; kış, yaz bütün düşüncesi av ve tuzaktı. Yine bir gün aynı minval üzere civarı dolaşıp avlanmaya çıktı. Bir horozun köyün dışında dam ardında bir çöplükte, gölgede, gayet şen ve memnun vaziyette çöplenmekte olduğunu gördü.
 
"Cübbe vü tâc u ridâ vü hây u hûy / Lîk güllük içre cân pür cüst ü cûy"
 
Miskin tilki fırsat ganimettir deyip horozu yakalamak için hazırlandı. Gürültücü horoz ansızın başını kaldırıp baktı; gözü ileride iki ayaklı, kürklü bir şeye takıldı. Baktı ki ova tarafından işini bilen bir avcı gelmekte. Yanında da sürünerek yılan gibi yürüyen bir tazı. Belli ki tilkinin peşindeler, gayeleri çapul ve yağma ile can ve tene kast etmek...
 
Nakş-ı zâhir bâtının bürhânıdır / Reng ü sûret sîretün unvânıdır."
 
Horoz, avcının gelişinden korkup vehme kapıldı ve kendini toparlayıp minare gibi bir ağaç buldu ve sıçrayıp üzerine çıktı. Avcının dehşetli gelişine ve görünüşüne bakıp kanat çırparak yüksek sesle ötmeye başladı.
 
"Her işin evvelinden ol hırâsân / Ki sana âhir-i kâr ola âsân"
 
Zavallı tilki, horoz kendisini görüp de ağacın üzerine korkusundan uçtuğunu sandı. Çaresiz vakar, alçakgönüllülük ve yumuşaklık göstererek ağacın dibine geldi. Hacıların Kabe'yi tavaf etmeleri gibi ağacın çevresini birkaç kez dolanıp bakıp araştırdı. Meğer o Sidre gibi yüksek ve ucu minare misali gökleri tutmuş ulu ağaca çıkmağa bir çare bulamadı. İşi hileye vurdu ve laübali bir şekilde aşağıdan yukarıyla seslendi:
 
—Hey müezzin hoca! Yeter bağırdığın, namazın vakti geçmek üzere; in aşağı da ben imamlık yapayım, bir an evvel namazı kılalım ve niyaza duralım.
 
Horoz, tilkinin maksadını bilirse de bilmezden gelir; boynunu ileri uzatıp gözlerini uzaklara diker. Kah kanatlarını sallayıp kah başını eğerek bakmaya başlar. Bu arada tilki söze devam eder:
 
—Hey müezzin efendi, uzakları seyrederek vakit tüketme. Çünki, "Accilû bi'ssalâti kable'l-fevt" buyurulmuştur.
 
Horoz kurnazca cevap verir:
 
—Şu karşıdan birkaç kişi belirdi, yaklaşıyorlar; onun için boynumu eğiyorum. Birazcık sabredersen onlar da gelsin de cemaat olalım. Çünkü cemaat sünnettir ve faziletleri sayılamayacak kadar çoktur.
 
"Salatın farzını kılmak egerçi / Cihan içre azîm ü mu'teberdir /
Velî olsa cemâatle edâ ol / Sevab u fazlı yetmiş ol kadardır."
 
Tilki sordu:
 
-Şu gördüğün nasıl bir cemaat ve ne şekilde bir kalabalık?
 
—Kimi tülbendli, kimi börklü, kimi kepenekli, kimisi kürklü... Ellerinde çomakları ve bellerinde azıkları. Rahvan atlara binmişler; bilmem ki kimden kaçıp gelirler... Hele birbirlerini geçip gelirler. Yanlarında ateş gözlü, yel ayaklı, hançer dişli, çengel tırnaklı acayip canavarları var ki kuyrukları halka halka yılana benzer; süzülüp gelişleri de sanki birer kaplan...
Tilki tarif edilenin bir padişaha ait av alayı olduğunu kavrayıp hemen kösteği kırıp tabanları yağladı. Horoz ardından bağırdı:
 
—Hey imam hocam!.. Nereye böyle? Namazı kılmadan!..
 
Tilki bir yandan koşarken cevabı yetiştirmekteydi:
 
—Benim abdestim daraldı, yenilemeye gidiyorum; siz namazı kıladurun, yetişebilirsem gelirim, yetişemezsem artık yalnız kılarım.
 
 
< Önceki   Sonraki >
<align='middle'>sevgimuhabbet sevgimuhabbet - Kültür Zafiyeti
Kişi sevdiği ile beraberdir