|
Geçen hafta sorumluluğun önemi hakkında yazarak bu konuya giriş yapmıştık. Geçmişini bilmeyen, geçmişten ders almayan geleceğini nasıl bilebilir? Öyleyse geçmişten örneklerle başlayalım konumuza. Eshab-ı kiramın, komşusun aç olmasını düşünerek ekmeğini paylaşması, Allahü tealanın emir ve yasaklarını başkalarına bildirmek için yalnızca bir kişinin ebedi cehennemden kurtuluşuna vesile olmak için canlarını ortaya koymaları sorumluluk örneği değil midir? Hazreti Ömer radiyallahü anh (Fırat’ta birinin koyunu boğulsa Ömer’den sorarlar) sözü üstün bir sorumluluk örneği değil midir? Neydi Fatih Sultan Mehmet Han’a İstanbul'u fethettiren? Canları pahasına cihat eden askerler ne için cihat ettiler? Gittikleri yerlere İslamiyeti anlatmak bir kişiyi daha ebedi azaptan kurtarmak sorumluluğu değil miydi?
Bütün bu örnekler Asr-ı Saadetten Osmanlıya sorumluluk duygusunun ne kadar zirvede olduğunu göstermek için yeterlidir. Hangi sorumluluktur ki insanı, rahatını bozarak türlü sıkıntılara katlanarak gece gündüz demeden kitap yazdırır. Bu gün o, kitaplar olmasa idi nereden öğrenir neren bilirdik dinimizi. İşte bütün bunlar bizi onlar gibi sorumlu olmaya itmeli hatta mecbur etmeli. Demiştik ya çocukken kazanılır sorumluluk diye, nasıl kazandırılır peki; ailenin başta ebeveynin örnek olması ile.
Baba çocuklarına dinini öğreterek, onlarla ilgilenerek, çocuklarına karşı sorumluğunu yaparak öğretir. Hadi bakalım gelin bu benim sorumluluğum görevim oturun şunu yapın bunu yapın demez elbette. Kendisi yaparak örnek olur.
Sorumluluk kazanmakta annenin görevi büyüktür. Çocuklar bir şeyler taşımayı götürüp getirmeyi çok severler, anne ev işlerinde çocukların bu özelliklerin faydalanarak mesela, sofraya tabak çanak konulması, kaldırılması, çamaşır asarken mandalların verilmesi, oyuncakların toplanması, katlanan çamaşırların kendisine ait olanlarının yerlerine yerleştirilmesi, babanın akşam eve geldiğinde terliklerinin verilmesi, yatağının bizzat çocuk tarafından toplanması ve düzeltilmesi gibi görevler vererek sorumluluk kazandırılır.
Sorumluluk kazandırılırken çocuğun yaşı, cinsiyeti ve kabiliyetleri göz önünde bulundurulmalıdır. Sorumluluk kazandıracağız diye çocuklardan yapamayacakları şeyler istemek ve beklemek onların sorumluluktan kaçmalarına neden olur. İstenen şeyleri yapamadığını gören çocuk umutsuzluğa, başarısız olmanın hayal kırıklığını yaşayacağı beklide başarısızlığından dolayı azarlanmaya maruz kalacağı korkusu ile bir daha bu sorumluluğu almak istemeyebilir. Sürahiyi masaya koymasını istediğiniz çocuğun sürahiyi düşürmesi ve kırması karşısında (bir şeyi düzgün yapamıyorsun, önüne niye bakmazsın bilmem ki), (çekil şuradan ben yaparım) gibi sözler çocuğun cesaretini kırar. Daha sonra aynı işi tekrar istediğinizde götürmek istemez tekrar kırarsa önceden yaşadığı üzüntü ve hakareti tekrar duymaktan korkar ve (ben bunu götüremem kırarım) gibi bahanelerle işi yapmayı reddeder. Oysa doğru yaklaşım şöyle olmalıdır; sürahiyi götüren çocuk götürürken kırılsa, şangırtı üzerine anne çığlıkla gelmek yerine (bir yerine bir şey oldu mu? Korkma olabilir! Ağır mı geldi sana. Taşıyamadın herhalde olsun bir daha sefere daha az doldururuz suyu oldu mu?) gibi ifadeler ile yaklaşmalıdır. Peki böyle yaklaşmanın ne faydası olur. Çocuk kendisine bağırılmak yerine merhamet görür hata ile yapılan şeyin af edileceğini öğrenir. Başaramadığı iş karşısında umutsuzluğa düşmez çünkü annesi bir daha ki sefere suyu daha az koyarız dediği içinde yapabilme umudu artar. Bu verilen küçük bir örnekti bunlar çoğaltılabilir.
Demek ki çocuğa verilecek görevler onun yapabileceği şeyler olmalı. Erkek çocukları yapabilme derecelerine göre baba ile alış verişe çıkıp bir şeyler almayı babasından görerek öğrenir. Bakkala giderek ekmek almak onun görevi sorumluluğu olabilir. Yine telefonla konuşma adabı öğretilerek telefonlara cevap verme, yaşına göre çalınan kapıya bakma sorumluluğu verilerek ileride kuracağı ailesinde alışveriş işlerinin erkeğe ait olduğunu öğrenmiş olur.
Sorumluluk kazandırılırken yapılan yanlışlardan bazılarına değinmeden geçmek istemedik. Anne kızından ya da oğlundan bir iş yapmasını istemesi durumunda; babanın veya çoğunlukla diğer aile büyüklerinin anneye söyledikleri (sen benim kızıma veya oğluma iş mi yaptırıyorsun boş ver annen yapar) gibi sözler çocuklarına asli görevlerinin öğretilmesi işinde anne ile ters düşülmektedir. Torunlarına kıyamayan büyük anne ve büyük babalar ise (annesi babası sen yapıver üzme, ağlatma benim torunumu, el kadar çocuk ne bilsin o işi yapmayı) diyerek zorda kalan çocuğa arka çıkarak kendi yapması gereken işi bir başkasına yıkmanın yolunu öğretmektedir.
Anne, babaya kıymakta ama oğluna kıyamamaktadır. Örnek: Eve yorgun gelen baba ekmek almayı unutur. Hanımı ekmek alıp almadığını sorunca, oğlana söyle gidip alıversin diyen babaya cevap hazırdır. Ne biçim babasın oğlan okuldan yorgun geldi zaten derslerden bitap düşüyor çocuk sen alsan ölür müsün? Sanki baba yorgun değil, bütün gün işte çalışan baba değil babalar yorulmaz babalar her işi yapar çocuklar yapmaz diye bir şey mi var. Babaya kıyılır evlada kıyılmaz. Ne gelirse başımıza bu evladımıza kıyamamaktan gelmiyor mu? Merhamet mi ettiğimizi zannediyoruz. Kendi elimizle evladımızı ateşe atıyor kendi ellerimizle kötü şeyler öğretiyoruz.
Evladımız yoruluyor iş yapmasın, evladımız yoruluyor, yatağını odasını ben toplayım, o yorulmasın onun yerine alınan pazar malzemelerini ben çıkartırım eve, onun sınavı var ses çıkartmayım, onun sınavı var bir arkadaşa gitmeyim, sınav var eve misafir kabul etmeyelim, gece yarısına kadar ders çalıştı uykusunu alamıyor sabah namazına kaldırmayım biraz daha uyusun. Bu nasıl ana babalık, bu nasıl sorumluluk anlaşılır gibi değil. Her şeyi evladımız yerine biz yaparsak o ne zaman öğrenecek yapmayı. Hastalıklardan korunması için yapılan aşıları canı acır biz olalım demiyoruz, acı ilaçları onların yerine biz içmiyoruz, onların yerine siz mezara girin hesabı da onların yerine siz verin dendiğinde acaba aynı merhameti gösterir miydik? Ya da suç işlediğinde hapse, idama kaç ana baba evladının yerine kendini feda eder ne dersiniz?.
|