Batıdan Aldığımız Ahlaksızlık PDF Yazdır E-posta
 
Bu hafta Vehbi Arvas beyin bir yazısını sizlere nakletmek istiyorum. Eski ile yeninin ahlaki yönden karşılaştırmasını öyle güzel anlatmış ki fazla söze hacet yok. Buyurun yazıyı okuyalım.
 

Değerli başbakanımız Avrupa’ya tahsil için gidecek öğrencilere tavsiyelerde bulundu. Söz arasında ''biz batının ilmini değil ahlaksızlığını aldık. Ama sizler oradan ilim ve bilgi alarak dönün dedi.

 
Bizim malum Avrupa hayranı bazı medya her zaman olduğu gibi sevgili başbakanımızın bu sözünü beğenmedi. Hemen taarruza geçtiler.
Batıdan hangi ahlaksızlıkları almışız açıkla diye bağırıyorlar…
Şimdi sevgili başbakanım güzel insan Recep Tayyib Erdoğan bu ahlaksızlıkların neler olduğunu açık açık söyleyemez. Onun için bu vazifeyi âcizane üzerime alıp batıdan aldığımız ahlaksızlıkların neler olduğunu kısaca anlatayım istedim…
 
Çocukluğumun geçtiği 1950–1960 yıllarında içki içmek isteyenler şehrimizin en kuytu yerlerinde dere kenarlarında, ya da mağaralarda, harabelerin arasında utana utana gizli gizli içer ve hem Allah’tan korkar hem de insanlardan  utanırlardı.
 
Bu alkol illetine yakalanan koca şehirde üçü beşi geçmezdi. Şimdi bira adı altında bakkallarda su gibi alkol satılıyor ve içiliyor…
 

Barlar, pavyonlar yalnız bizim şehrimizde değil Anadolu’nun hiç bir şehrinde yoktu. Sadece üç büyük şehrimizde ya bir ya iki adet olduğunu duyar idik. Ve memleketteki tek tük olay bu pavyon müşterileri içinde meydana gelirdi…

 
Şimdi bu ayıp ve suç sayılan olaylar her gün, her yerde meydana geliyor…
Atalarımız asırlarca yolcu ve garipler yesin içsin diye vakıf hanlar, hamamlar, aşhaneler kurmuş gelen geçen yemiş, içmiş, yatmış ihtiyacını gidermiş ve bunlara karşılık para değil dua istenmiş.
 
Zamanla hanların yerine oteller, aşhane yerine lokantalar açıldı.
Artık dua için değil para için hizmet verilmeye başlandı. Dağlardan akan kaynak sular eskiden hayırsever insanlarımızın veya devletin imkânları dâhilinde yol kenarlarına veya şehirlerde mahallelere sebil yani bedava çeşmeler yapılırken şimdi para ile satılan şişe sularına bıraktı yerini…
 
Zina yapmak suç idi. Şimdilerde nikâh yapmaya gerek duymadan beraber yaşamak ve çocuk sahibi olmak modernlik sayılıyor…
 
Yalan söylemek ayıp ve günahtı. Şimdi yalan söylemeden yaşamak yalan oldu. Hırsızlık ve gasp suç ve büyük günahtı. Şimdi geçim bahanesi oldu…

İftira suç ve günahtı. Şimdi magazin haberciliği adı ile meslek oldu…

Ticarette de bir düzen ve ahlak vardı. Mesela bir mahallede bir bakkal varsa ikinciyi açmak ayıptı. Şimdi adına rekabet denilen bir marifet oldu.
 
Eskiden eşkıya vardı. Dağda gezer askerden kaçardı. Yol kesip soygun yaparken bile kadına kıza dokunmaz saygı ile namus düşmanı olmadığını gösterirdi…
 
Şimdi eşkıya şehirde dolaşıp namus düşmanlığı bile yapıyor…
…………..
 
Eskiden yüzünü yabancıya göstermekten utanırdı hanımlar. Sonraları  sanat sanat diye soyundular…
 
Çalıştırdığı işçinin ücretini alın teri kurumadan veren hakkını yemekten korkan patron şimdi sendikalara, kanunlara rağmen hak yemeğe devam ediyor…
 
………

 

Uyuşturucu, afyon, esrar  isimleri  bilinmeyen  şeylerdi. Şimdi  lise  çağlarında  gençlerimiz  bu  batağın  içinde  yaşıyor…
 
İçki,kumar,fuhuş her yerde ama gizli ama açık sınır tanımadan alabildiğine aleni ve korkusuz…Ne Allahtan ne halktan..
 
---------
 
Bu örnekleri daha daha sıralayabiliriz. Ancak bildiğiniz gibi ahlak ölçüsünü kaybetmiş kimseler bütün bu sefih bozulmayı ahlaksızlık saymazlar.
 
Onların ahlak anlayışı bizim ahlak anlayışımızdan farklıdır. Onlar bizi anlamak istemezler anlamazlar…
 
Bizim inancımız, değerlerimiz, mukaddeslerimizin onlarca bir kıymeti yoktur.
Neyse bu dünya birlikte yaşamaya mecbur olduğumuz bir geçici ikametgah. Onun için bizim hoşgörümüz, sabrımız ve tahammülümüz elbette devam edecek…

 

Ama bu imtihanın bir de sonucu var. İşte orada ak koyun kara koyun belli olacak…
 
O büyük günde buluşuncaya kadar sevenlere sabır, selamet; Mahrum kalmışlara da insaf ve itidal dilerim…
 
 
< Önceki   Sonraki >

Üye Girişi

Muhabbet Köprüsü