|
Ölüm Müslüman için korkulacak bir şey değildir. Ölümden, inanmayan kimse korkar. Çünkü onun tek sermayesi dünyadır. Sonrasına inanmadığı için, "Dünyada ne yapabilirsem kârdır" diye düşünmektedir.
Müslüman için ise, esas hayat öldükten sonra başlayacak... Bunun için Allah dostları, her zaman ölümü bir müjde olarak görmüşler.... Bir odadan diğer odaya geçiş, alt kattan üst kata çıkış olarak kabul etmişler...
Bir gün Peygamber efendimiz, Hz. Ali'nin (radıyallahü anh) hizmetkârının kulağına, "Ey akılsız, efendini sen öldüreceksin" buyurdu.
Hz. Ali (radıyallahü anh) bundan sonrasını şöyle anlatır:
Şüphesiz, Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve selem) vahiy ile, Allahü teâlânın bildirmesiyle söylerdi. Bunun için, beni, o kimsenin öldüreceğini biliyordum.
Hizmetçim beni her gördüğünde derdi ki:
- Ne olur beni öldür, benden kötü bir şey meydana gelmesin! Ölümüne ben vasıta olmayayım!
Ben de ona şöyle cevap verirdim:
- Madem ki, Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve selem) böyle buyurdu. Onun sözleri boş sözler değildir. Ölümüme sen sebep olacaksın. Kul için kadere razı olmaktan başka çare yoktur.
O ise yalvarıp yakarır, aynı sözleri değişik şekilde tekrarlardı:
- Kılıcını bedenimde parçala! Ta ki, sonum fena olmasın! Bedenim ebediyen yanmasın!
- Allahü teâlâ ne takdir ettiyse o olur. Onun dışında birşey söyleyemem. Sana bunun için düşmanlık da besleyemem!
- Öyleyse bu işin sırrı nedir?
- O hakikata ait bir sırdır. Bu sırrı söyleyemem!
Hz. Ali (radıyallahü anh) devamla buyurdu ki:
- Ben katilimi gördükçe, asla ona kızmazdım. Çünkü ölüm bana kendi canım gibi azizdir. Bu görünüşteki ölüm, gerçekte dirilik, görünüşteki yokluk, hakikatta ebediliktir.
Çocuk, ana karnından ayrılınca, yeryüzü ona yeni bir konak olur. Ölüm bize bir arzu, bir aşktır. Bana ölüm tatlı gelir.
Ölüm bana, dirilişin müjdesidir. Benim hayatım, ölmemdedir. Âşıkların hayatı ölümle başlar. Eninde, sonunda bu geçici yerden ayrılacağız. Çünkü, ayet-i kerimede, muhakkak Ona döneceğimiz bildirildi.
O kimse tekrar gelip Hz. Ali'ye (radıyallahü anh) dedi ki:
- Ya Ali, ne olur beni öldür de, bu kötü iş benden meydana gelmesin! Ben sana kanımı helal ediyorum. Yeter ki, bu kötü iş benden olmasın!
Hz. Ali (radıyallahü anh) ona şöyle cevap verdi:
- Her zerre bir katil olup, elinde hançer ile seni öldürmek istese, sen beni öldürmedikçe, sana bir kıl ucu kadar zarar veremez. Kimse kaderde yazılanı değiştiremez. Fakat tasalanma, ben sana şefaatçiyim. Bu vücudumun benim yanımda bir değeri yoktur. Bu zahiri ölüm, benim için bağ-bahçedir.
Bir Şaban ayının son cumasında, Peygamber efendimiz Ramazan ayının faziletlerini anlatıyordu. Bir ara Peygamber efendimiz ağlamaya başladı. Orada bulunan Hz. Ali (radıyallahü anh) sebebini sordu. Bunun üzerine Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve selem) buyurdu ki:
- Ya Ali, Ramazan ayında sen namaz kılarken, seni kılıçla yaralıyacaklar, sakalını başının kanıyla boyayacaklar.
- Ya Resulallah, bu hâl dinime bir zarar getirecek mi, dinimin selametiyle mi olacak?
- Evet dininin selametiyle olacak.
- Benim için bu üzülecek bir şey değil, bana müjdedir.
Hicretin kırkıncı yılında, Ramazan ayının ondokuzuncu günü, sabah namazından çıkarken Hz. Ali'yi (radıyallahü anh), kandırılan o kimse, zehirli kılıçla yaraladı. Ramazanın yirmisi cuma gecesi, sevdiklerine kavuştu.
Yaralandıktan sonra şöyle vasiyet etti:
"Beni yaralayana eziyet etmeyin! Aç ve susuz bırakmayın! Kendisini hoş tutun! Yatağı yumuşak olsun! Kendisini affettim."
Bu arada kendisine ikram edilen sütün yarısını içip, yarısının da, kendini yaralayan kimseye verilmesini vasiyet etti.
|