En değerli Mendiller PDF Yazdır E-posta
 
Aşağıda bir misali görülen destmal ile ilgili açıklama merak edenler için bu yazıda sunulmuştur. Bu mendil işli olan beyit :
 
Bûy-i feyz ihsân eder pîrâhen-i yûsuf-misâl

Hırka-ı pâk-i resûle mesh olunmuş dest-mâl

 
Peygamber Efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem temiz ve pak olan Hırka-i Şerifine sürülmüş olan bu mendil nasıl ki Yusuf aleyhisselamın gömleğinin kokusunun babası Yakup Aleyhisselam’a kadar ulaşması gibi, bu mendilde işte öyle feyz kokusu ihsan eder.
 
 
 
İstanbul’da Peygamberimiz’in (sallallahü aleyhi ve selem) iki hırkası var. Biri Topkapı Sarayı’nda, diğeri Hırka-i Şerif Camii’nde bulunuyor. Topkapı’daki hırka, ‘Hırka-i Saadet’ ya da ‘Bürde-i Saadet’ adıyla bilinir ve şair Ka’b Bin Züheyr’e, yazdığı şiirinin bir armağanı olarak Efendimiz’in hediye ettiği hırkadır. Halen Topkapı Sarayı Müzesi’nde ‘Mübarek Emanetler’in en önemlisi olan bu hırka, Ka’b Bin Züheyr’in vefatından sonra, Hazreti Muaviye radıyallahü anh tarafından yirmi bin gümüş dirhem karşılığında varislerinden alınmış. Sırayla Emevilere, Abbâsilere ve Memluklara, hilafetin sembolü olarak intikal eden hırka, Yavuz Sultan Selim Han’nın Mısır’ı fethinde Osmanlı’ya geçmiş ve İstanbul’a getirilmiş.
 

İkinci hırka ise Hazret-i Peygamber’in sallallahü aleyhi ve selem Üveys el-Karanî’ye radıyallahü anh gönderdiği kabul edilen ve ‘Hırka-i Şerîf’ adı verilerek, halifelik alâmeti hırkadan ayırt edilen hırkadır. Karani ailesinde nesilden nesile kutlu bir emanet olarak korunan ve taşınan bu hırka, 1617’de bu aileden Şükrullah Efendi tarafından Osmanlı Devleti’nin daveti üzerine İstanbul’a getirilmiş. Aile, kutlu hırkayı uzun yıllar Fatih Yavuzselim’deki evlerinde korumuş. Ziyaretçilerin artıp evin yetersiz kalmasıyla 1780’de I. Abdülhamid Han, bugün Hırka-i Şerif Camii avlusunda kalan odayı inşa ettirmiş ve hırka buraya taşınmış. Zamanla oda da yetersiz kalınca Sultan Abdülmecid, 1847’de cami yaptırmaya karar vermiş. Halen bu aileden gelenlerin sahibi olduğu, Peygamberimiz’in sallallahü aleyhi ve selem hırkası, 1851’den bu yana adını taşıyan bu camide Ramazanlarda ziyaret ediliyor.

 

Bugün yok; ancak Topkapı Sarayı’nda bulunan ve Kutsal Emanetler ile birlikte ziyaret edilen Hırka-i Saadet’in de Osmanlı’da kendine mahsus bir ziyaret geleneği varmış. 1517’den Cumhuriyet’e kadar yüzlerce yıl her Ramazan ayının 15’inci günü sarayda tekrarlanan bu ziyaret, o Kutlu Peygamber’i korumakla şereflenmiş hırkaya verilen kıymete ve Peygamber’imize sallallahü aleyhi ve selem duyulan derin muhabbete işaret eden bin bir uygulamayı da bırakmış tarih sayfalarında. Ziyaret gününün öncesindeki günlerde, padişahın da bizzat hizmet ettiği hazırlıklar yapılır, Hırka-i Saadet Dairesi temizlenir, gülsuyu ile yıkanırmış. Altından yapılıp kıymetli taşlarla ve hüsn-ü hatla süslenmiş altın sanduka ve çekmecede, saf ipek örtüler içinde korunan Hırka-i Saadet, 14’üncü Ramazan günü ziyaret mekânına dualar, salavatlar eşliğinde getirilirmiş. 15’inci gün öğle namazından sonra başta padişah, ardında şeyhülislam ve sadrazam olmak üzere, ziyarete davet edilen ümera ve ulemadan ileri gelenler kıdemlerinin gerektirdiği bir sıra içinde, salavat-ı şerifeler ve dualarla daireye girerlermiş. Padişah, yanında taşıdığı iki altın anahtar ile önce büyük altın sandukayı ve çekmeceyi açarmış. Bu sırada sesi güzel müezzinler aralıksız Kur’an tilavet eder, nihayet mübarek hırka ortaya çıkarmış. Hırka-i Saadet’i önce padişah öpüp yüzüne sürer, Peygamberimiz’in sallallahü aleyhi ve selem şefaatini dilermiş. Sonra sırayla padişahın işareti ile oradakiler ziyarete davet edilirmiş. Bu ziyaretlerde, hırkanın kirlenmeden ve yıpranmadan korunması düşüncesi, hoş bir uygulamayı, yukarıda sözünü ettiğimiz ‘destimâl-i şerif’ geleneğini ortaya çıkarmış.

 
Destimâl, Farsça bir kelime ve ‘el bezi, mendil’ anlamına geliyor. Sarayda bu ziyaret için ‘destimal odası’nda hazırlanan bu küçük mendiller, ziyarette Hırka-i Saadet’in üzerine konur ve hırka ziyaretçi tarafından bunun üzerinden öpülürmüş. Padişah tarafından ziyaretçiye verilen baskılı destimâllerin üzerinde, aşağıdaki resimde ve altyazısında görüldüğü üzere, Hz. Peygamber’e övgülerin olduğu metinler yer alırmış. Mukaddes hırkaya temas ederek şereflenen ve böylece ‘destimâl-i şerif’ olan mendil, bu ziyaretin bir hatırası olarak onu kullanan ziyaretçiye hediye edilirmiş. Osmanlı ailesinin son temsilcilerinden Ayşe Osmanoğlu, bir hatıratında bu ziyaretleri şöyle anlatıyor: “Ramazan’ın on beşindeki Hırka-i Saadet ziyareti için iki-üç gün önce hazırlığa başlardık. O gün erken kalkılır, en güzel, uzun etekli merasim elbiseleri giyilir, nişanlar, mücevherat takılır, Topkapı Sarayı’na gidilirdi. Herkesin başında beyaz tülden örtüler bulunurdu. Her tarafta buhurdanlıklar yakıldığından koku duyulur, hepimizin kalpleri huşu ile dolar, ağır adımlarla eteklerimizi yere bırakarak sıramıza yürür, ayakta duran Padişah’ın önüne kadar gelir, yerden bir temenna ile evvela Hırka-i Şerif’i ziyaret eder, elimize verdiği destimâl-i şerifi alır, öpüp başımıza koyar, arka arka çekilir, yine kıdem sıramızla gider dururduk.”
 

Yüzlerce yıl, binlerce ziyaretçiye destimâl-i şerif hediye edilmesine ve anlamlarından dolayı itinayla korunmasına rağmen bugün Topkapı’da ve kimi koleksiyonerlerde çok az sayıda destimâl-i şerif var. Bunun sebebi, mukaddes birer hatıra olarak bir ömür boyunca saklanan destimâl-i şeriflerin, sahiplerinin vefatlarından sonra kefenlerinin üzerine örtülmesi âdeti… Ömürleri boyunca Hazret-i Peygamber’in sallallahü aleyhi ve selem muhabbeti ile yaşamış o insanlar, toprak altında da o muhabbetten ayrı kalmak istememiş, bu muhabbeti kendilerine orada da yoldaş kılmışlar

 
 
< Önceki   Sonraki >

Üye Girişi

Muhabbet Köprüsü