|
Bu yazımızda sizlere yine Kuran-ı Kerimin insan sözü olamayacağının apaçık delillerinden birtanesinden bahsedeceğiz. Kuran-ı kerim öyle bir kitaptır ki, içinde verilen haberlerin hepsi doğru çıkmıştır ve çıkmaktadır. Bilimsel konularda, geçmişten ve gelecekten verilen haberlerde o dönemde hiçbir insan tarafından bilinemeyecek gerçekler ayeti kerimelerde haber verilmiştir. Bu bilgilerin o dönemin bilgi düzeyiyle ve teknolojisiyle edinilmesi mümkün değildir. Buna bir misalde insanın davranışından alnın sorumlu tutulmasından bahseden ayet-i kerimedir.
Şevâhid-ün Nübüvve isimli kitapta bu olay şöyle anlatılıyor:
Ebû Cehl, Kureyş müşriklerine, Muhammed sizin yanınızda yüzünü toprağa sürer mi. Ya'nî nemâz kılıyor mu diye sordu. Onlar da, evet kılıyor, dediler. Eğer ben Onu nemâz kılarken görürsem ayağımla başını ezeceğim, dedi. Bir gün Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" nemâz kılarken dediğini yapmak için üzerine doğru yürüdü. Dahâ yaklaşmadan yüzünden birşeyler silerek derhâl geri döndü. Müşrikler sana ne oldu, dediklerinde, Muhammed ile aramızda ateşden bir hendek gördüm. Zebânîler bana hücûm etdiler. Hemen geri döndüm, dedi. Bu hâdise üzerine Allahü teâlâ meâl-i şerîfleri (Sen nemâz kılan kulu (peygamberi) bundan men' edeni görmedin mi? Keşke o engelleyici doğru yolda olsaydı, yâhud iyiliği ve kötülükden sakınmayı emr etseydi. Keşke o yalanlasa ve dönüp gitseydi (sataşmasaydı). O acabâ olanları Allahın görmekde olduğunu bilmedi mi! Hakîkat şu ki, şâyet yapmakda olduğu kötü davranışlardan vazgeçmezse, derhâl alnından yakalar, Cehenneme atarız. Çünki, o yalancı, günâhkar bir alın! O hem gidip meclisini çağırsın. Biz de zebânîleri çağıracağız. Hâyır ona uyma! Allaha secde et ve yalnızca Ona yaklaş.) olan, Alak sûresinin 9.cu âyetinden 19.cu âyeti sonuna kadar gönderdi.
Alından bahsedilen birçok ayeti kerime ve hadisi şerif mevcut. Kıymetsiz yazılar isimli kitapta bildirilen bir İslam aliminin sözü ise şöyledir: Alın, se'âdet ve şekâvetin açığa çıkdığı yerdir. Kalb, ilmlerin ve sırların mahallidir, buyurulmuştur.
Bugün tıbbı olarak beyin hakkında biliyoruz ki; Beyin önden arkaya doğru derin bir yarık ile iki ayrı yarıküreye (hemisfere), bunlar da derin yarıklarla başlıca dört bölüme ayrılır. Her parçaya "lob" denilmektedir. Önde alın lobu, arka üst kısımda yan tepe lobu, şakak lobu ve art kafa lobu, beyin yarıkürelerinin kısımlarıdır. Beyin yarı küreleri ortadan birbirlerine "beyin büyük birleşiği" (Corpus Callosum) ile bağlanırlar. Ayrıca ara beyin yapıları da her iki hemisferi birbirine bağlarlar. Her bir bölümün diğerlerinden ayrı bir görevi ve işlevi bulunmakta, bu bölümler birbirini tamamlamaktadır. Frontal lob (alın lobu) davranış ve konuşma ile sorumlu alandır. Yeri ve işlevi farklı pek çok sinir merkezi burada yer alır. Bu sinir merkezleri şunlardır:
Pre-frontal corteks: Beynin frontal (ön) lob'un en büyük kısmıdır. Doğrudan alnın arka kısmına denk gelir. Görevi, bireyin kişiliğinin oluşması ile ilgilidir. Teşebbüs ve seçme davranışlarını sınırlamada etkilidir.
Broca alanı: Konuşma ile ilgilidir. Gırtlak, dil ve yüz gibi konuşma eylemine katkı sağlayan organları kontrol eder.
Frontal göz alanı: Alında göz ile ilgili alandır. Gözlerin uyumlu hareket etmesini sağlar.
Birincil ve ikincil motor alanlar: İstemli kasların hareketi ile ilgili alanlardır.
Bütün bunlar gösteriyor ki beynin ön kısmı alnın derinliklerinde yer alan, kişilik ve davranışlar ile ilgili alandır. Bu alanın hastalanması, ahlakî ölçülerde, hatırlama, problem çözme gibi aklî konularda düşüşe yol açmaktadır.
Burada çok yakın zamana kadar çözülememiş bir problem, mahiyeti anlaşılamamış bir mesele vardır. Bu da Kur'ân-ı Kerîm'in yalan, hata ve günah için, diğer organlardan ayırarak, alnı ya da başın ön kısmını tahsis etmesidir. Ayet-i kerimede insan davranışının gerçek sorumlusu olarak hesaba çekilecek âzâ alındır ve şiddetle yakalanıp çekilerek cezalandırılacaktır. Alnın kesin bir dille tahsis edilmesi ve sorumlu tutulması, davranışları yönlendirme ve kişiliği belirlemedeki rolünün keşfedilmesinden çok öncedir. Bu ayetin tefsiri idrak edenler için tesadüfî değildir.
Bu nedenle Allah-u teala alnın secde etmesini, kendisi için eğilmesini istemiştir. Belki de bu nedenle secde eden ve huşû duyan bir alınla dosdoğru bir yaşantı arasında alaka bulunmaktadır: Kur'ân-ı kerîmde, Ankebût sûresi, kırkbeşinci âyetinde meâlen, (Kusursuz kılınan bir namaz, insanı pis, çirkin işleri işlemekten korur) buyurulmaktadır.
Kalın sağlıcakla…
........................................................................................................................
Olsa kumlar sayısınca ömrüne hadd ü aded
Gelmeye bu şîşe-i çarh içre bir sâat gibi
(Ömrün, kumlar sayısınca sınırsız ve hesapsız olsa bile,
o, şu dünya içinde bir saat gibi geçip gider.)
Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi
(Halkın gözünde iktidâr gibi, zenginlik gibi değerli bir şey yok. Halbuki şu cihânda bir nefes sıhhat gibi hiç mutluluk olamaz.)
KANÛNÎ SULTAN SÜLEYMAN HAN (1494-1566)
(MUHİBBÎ)
|