|
Çoğumuz çocukluğumuzda, bir varmış bir yokmuş diye başlayan çok masal dinlemişizdir. Büyük zevkle dinlediğimiz bu masallar hep mutlu sonla bitmiş kötüler cezasını çekmiş, iyiler mükâfatını görmüş, verilmek istenen ders alınmıştır. Biz de, bir nostalji yapalım, bu hafta size bir masal anlatalım dedik.
Efendim, bir varmış, bir yokmuş, Allah’ın kulu çokmuş. Memleketin birinde Rabbini tanıyan, ona isyan etmeyen, çalışkan, edepli ve ilim sahibi bir genç varmış. Bu genç bulunduğu çevrede çok sevilen beğenilen birisiymiş. Her ana baba onun gibi bir evladı olmasını, her kayınpeder, her kaynana, onun gibi bir damadı olmasını arzu ederdi. İşte bu yüzden ona kızını vermek isteyen çokmuş. Fakat delikanlıya, ailesi hiç kimseleri layık göremez, tavsiye edilen kızlara birer bahane bulur, reddedelermiş. Delikanlı ailesinin bu tavrını beğenmese de mecbur kabullenir, onları incitmemek için sesini çıkarmazmış. Gel zaman git zaman, bizim delikanlı iş yerinden görevli olarak başka bir memlekete gitmek zorunda kalmış. Gideceği yerde daha yüksek bir makamla iyi de para vereceklermiş. Delikanlı patronuna düşünmek istediğini söylemiş ve süre istemiş. Ailesine durumu açarak istişare etmiş. Malum, istişare sünnettir, ailemin rızasını, anamın duasını alayım diye düşünmüş. Ailesi hiç araştırmadan düşünmeden, “Ne duruyorsun, hemen kabul et” demişler. Delikanlı, “Ama gideceğim yerde namazlarımı kılacak yer bulamayabilirim, görüşecek sağlam dostlar olamayacak ve daha da önemlisi, kendimi bulunduğum ortama kaptırabilirim, makam ve para sevgisi beni değiştirebilir diye çok korkuyorum” demiş. Ailesi “Sen iyi terbiye görmüş birisi olarak yetiştin, bozulmazsın. Hem para kazanmak kötü bir şey değil ki, kazandığınla iyi şeyler yapabilirsin” gibi sözlerle evlatlarını ikna etmişler.
Delikanlı kabul ettiği yeni iş yerinde çalışmaya başlamış. Gerçekten de iyi kazanıyor, herkesten iltifat ve itibar görüyormuş. Herkes ona, müdür bey diye hitap ediyor, önünde düğme ilikliyormuş. Her şey yolunda gidiyor gibi görünse de, iş yoğunluğundan bazı namazlarını aksatmaya başlamış.
İşlerle, toplantılarla geçen bu süre içinde bir yardımcı alınması icap etmiş, çalıştığı yer bir yardımcı atamış. Bu arada bizim delikanlı toplantılar gereği ünlü şirketlerin üst düzey yöneticileriyle görüşüyormuş. Onlarla arkadaş olmuş. Alışkın olmadığı, öğrendiği bildiği şeylere de, aykırı olan şeyleri yapmak zorunda kalıyormuş. Bulunduğu ortama uymak gerektiğini düşünüyormuş. Eskiden yaptığı ufak da olsa yanlış davranışlarına üzülüp ağlarken, şimdilerde yorgunluktan yatağa kendini zor atıyormuş. Artık toplantılara ve iş seyahatlerine kendisine yardımcı olarak atanan bayanla katılmaya başlamış. Yardımcı olarak seçilen bu bayan, birçok kişi içinden özellikle seçilmiş. Eğitimi, fiziği, bekâr olması hasebiyle seyahat engeli de olmayacağı için tercih edilmiş. Aradan geçen zaman zarfında başarısı, konuşması, bilgisiyle bizim delikanlının kalbini çalmış bu bayan. Delikanlının evlenmek istemesi üzerine ailesi ve kendisi hiç de oğullarına denk olmayan bu bayanla evlenmemesi için çok uğraştılarsa da nafile, aşığa ne söz, ne de nasihat kâr etmezmiş. İşte bizim delikanlıya da kâr etmemiş ve evlenmişler.
Eski dost ve arkadaşları hiç gördüğü terbiye ve eğitime yakışmayan bir evlilik yaptığını düşünseler, söyleseler de mutluluklar dilemekten daha öteye gidememişler. Çok sayıda şirketlerin yöneticileri ve bürokratların katıldığı gazetelerin muhteşem diye nitelendirdiği bir düğün töreniyle dünya evine girmiş bizim delikanlı. Evlendiği gece iki rekât namaz kılmak istediğindeyse, ayaklarını yere bastıran ve suratına bir tokat gibi patlayan bir çift söz olmuş: “Ne yapıyorsun sen? Aman tanrım, yoksa gericilerden birisiyle mi evlendim?”
Evet, masalımız burada bitti.
Her masalın sonunda söylendiği gibi; onlar erdi muradına (!), biz çıkalım kerevetine…
Kerevet, eskiden evlerde bulunan, tahtadan ya da kerpiçten yapılmış, üzeri minderlerle donatılarak oturmak için kullanılan, bir nevi somya kanepe gibi bir şeydir. Masal sonlarında çekilen sıkıntıdan sonra birbirlerine kavuşan gençlerin en nihayet evlendiklerini ve mutlu olduklarını, bize de evde bulunan kerevete çıkıp oturarak onların mutluluklarını seyretmek kaldığını ifade etmek için söylenirdi. Bu masaldaki delikanlının ailesinin kerevete çıkamayacağı aşikârdır. Onun için, ne yaparsak yapalım, gayemiz Allahü tealanın rızası olmalıdır.
|