Primary Color:
Primary Text:
Secondary Color:
Secondary Text:
Tertiary Color:
Tertiary Text:
Renk Seçimi
Önizleme
FeaturesTypographyTutorials
Modül Başlıkları
Home
Module Title

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit. Ut non turpis a nisi pretium rutrum. Nullam congue, lectus a aliquam pretium, sem urna tempus justo, malesuada consequat nunc diam vel justo. In faucibus elit at purus. Suspendisse dapibus lorem. Curabitur luctus mauris.

Module Title
Module Title
Açiklamalar

Sol taraftan renk ve desen seçimini yaptıktan sonra aşıdaki UYGULA tuşuna tıklayın.

UYGULA
Nasreddin Hoca Fıkralarına Farklı Bir Bakış PDF Yazdır E-posta
 

Hepimiz bir konuyu kısaca anlatmak için uygun bir fıkrayı zamanında yerinde anlatmayı dinlemeyi severiz. Böylece maksat hâsıl olur, söylenmek istenen kısaca anlatılıverir. Muhatapta incinmemiş, kırılmamış olur, gülerek alınması gereken dersi, çıkarılması gereken sonucu elde ediverir. Bunun için Nasreddin Hoca fıkraları adeta biçilmiş kaftandır. Ancak bu fıkralar anlatılırken dikkatimizden kaçan uygunsuz, Nasreddin Hocaya yakışmayacak şeyleri de ifade ederiz. Bugün sizlerle, hem eğlenceli hem de bakış açımızı farklılaştıracak fıkraları değişik boyutları ile ele alacağız.

 
Herkesin bildiği bir fıkradır Hocadan eşek isteyen komşunun fıkrası. Güya Hoca komşusuna yalan söylemekte eşek yok demektedir, ama içerden eşeğin sesi gelince komşusunun garip bakışlarına Hocanın meşhur cevabı gelir : “Benim sözüme inanmıyorsun da eşeğin sözüne mi inanıyorsun?”.
 
Gelin bu fıkrayı bir de aşağıdaki gibi okuyalım.
 
Cemaat sabah namazını kılmış camiden çıkarken birisi Hoca'ya:
      — “Hocam, bu gün sana lâzım değilse eşeğini emanet istiyorum, pazara gideceğim” demiş.
      —Hay hay” demiş Hoca, “gel al.”
      Adam:
      — “Hocam, gidip hanımıma söyleyeyim, ona göre hazırlık yapsın. Bir saate kadar gelir alırım.” deyip gitmiş.
     Hoca evine gitmiş. Az sonra kapı çalınmış. Başka bir komşusu :
     — “Hocam, değirmene gideceğim. Bu gün eşeğini bana verir misin?” diye sormuş.
      —Eşek yok” demiş Hoca.
      Hoca tam “eşek yok” dediği sırada ahırdan eşek anırmış.
   Adam:  - “Eşek ahırda ya, Hocam !” deyince;
     — “Yahu sen benim sözüme mi yoksa eşeğin sözüne mi inanıyorsun ?”
 

Herkesin bildiği bir başka fıkra ise Timur Han ile Hoca arasında hamamda geçmektedir. Güya Hocanın hazır cevaplılığını anlatan aslında Timur Han’ı kötülemek ve karalamak için anlatılan bir fıkra. Timur Han “Bana ne değer biçersin” diye sorar, Hoca “bir akçe” diye cevap verir. Timur Han ise “üzerimdeki peştamal bir akçe eder” deyince “ben de onun bedelini söyledim zaten.” der. Yukarda anlatılan maksada matuf bir anlatım tarzı. Bir de şöyle anlatalım fıkrayı:

 
 
      Hoca ile Timur hamamda yıkanıyorlarmış. Timur sormuş :
      — “Hoca, bana kaç akçe değer biçersin?”
      —Bir akçe” demiş Hoca.
      Timur kızıp kaşlarını çatmış ;
      — “Bre Hoca, yalnız şu üstümdeki futa (peştamal) bir akçe eder!”
      —Ben de zaten futaya değer biçmiştim. Sizin gibi, bir Sultana değer biçilebilir mi?
 
Mana ne kadar değişti. Maksat nasıl alt-üst oldu.
 
Nasreddin Hocanın kazan doğurdu-öldü fıkrasını hemen herkes bilir. Bu fıkrada Hoca komşusunda kazan almakta doğurdu diye eski kazanın yanında küçük bir kazan vermekte, daha sonra aynı kazanı tekrar istemekte ve kazan öldü diyerek komşusuna bir ders vermektedir. Bu fıkrada netice itibariyle Hoca komşuna ders vermekle beraber küçük bir kazan ile büyük bir kazanı değiş-tokuş yapmıştır. Niye komşuna böyle bir ders vermektedir? Buna neden ihtiyaç duymuştur? Bunlar açık değil. Ancak bahsi geçen fıkrayı bir de şöyle anlatalım:
 

Kasabada tefeci bir adam varmış. Başı sıkışan birine para verirse getirdiği güne göre faizini hesaplayıp alırmış.
      Günün birinde bir komşusu bu tefeciden büyük kazanını emanet istemiş. Almış. İşini görmüş. İade ederken de içine bir küçük kazan koymuş. Sahibi emin olmak için sormuş.
      —Bu tencere ne?”
      Komşusu; “Senin kazan doğurdu” deyince hemen sahiplenip tencereyi almış.
      Birkaç zaman sonra komşusu yine büyük kazanı emanet istemiş ve almış. Kazanın sahibi aradan on - on beş gün geçtiği halde kazanının geri gelmediğini görünce, kazanını istemiş.
      —Kazan öldü” diye bir cevap almış. Hiddetlenmiş. Mahkemeye kadıya başvurmuş.
      O sıralarda Nasreddin Hoca, Kadı'lık görevi yapmakta imiş. Davalı ve Davacıyı dinledikten sonra :
      - “Senin kazan, doğuran kazan olduğuna göre ölmesi de gerekir,” diye hükmetmiş.
      Adam hiddetle:
       - “Hiç kazan ölür mü kadı efendi ?” deyince:
      Kadı Nasreddin Hocamız cevabı yapıştırmış;
      - “Doğurduğuna inanıyorsun da, öldüğüne neden inanmıyorsun? ...”

Bazen de fıkra anlatılır herkes kendi anlayışına göre anlar ama asıl anlatılması gerenler belki de hiç düşünülmez. Mesela:
     Nasreddin Hoca çarşıda dolaşırken gevezenin biri:
      - “Efendi, az önce nar gibi kızarmış bir tepsi baklava götürdüler,” demiş.
      Hoca aldırış etmeksizin ;
      “Bana ne ?” demiş.
      —Amma, baklava tepsisini sizin eve götürdüler” demiş geveze.
      Hoca terslemiş adamı;     
      “Sana ne ?”
 
Bu fıkra anlatılır geçilir. Hâlbuki çıkarılması gereken üzerimize vazife olmayan işlerle uğraşmak uygun değildir.

En son yine farklı bir bakış açısıyla anlatımlı bir fıkrası ile yazımıza son verelim.

      Dünyayı dolaşan üç bilgin papaz Akşehir'e de uğramışlar. Hocanın ününü duyunca kendisiyle tanışmak istemişler. Akşehir ileri gelenlerinin de katıldığı toplantıda Hoca, papazlarla tanıştırılmış. Yenilip içildikten, dereden tepeden konuşulduktan sonra, Papazlardan biri Hoca'ya sormuş:
      - “Hoca Efendi, dünyanın ortası neresidir?”
      Hoca otlayan eşeğini göstererek:
      - “Eşeğimin şu anda sağ ön ayağının bastığı yerdir.”
      - “ Nereden belli ?” demiş papaz.
      - “İnanmıyorsanız ölçün !...” demiş Hoca.
      İkinci papaz:
      “Peki Hoca efendi, gökte kaç yıldız vardır?” diye sormuş.
      —Gökte eşeğimin tüylerinin sayısı kadar yıldız vardır?” demiş Hoca.
      —Nasıl kanıtlarsınız ?” demişler.
      “ İnanmıyorsanız sayın” demiş Hoca.
      Üçüncü papaz da :
      - “Benim sakalımda kaç kıl var?” diye sorunca;
      —Eşeğimin kuyruğundaki tüyler kadar” diye cevap vermiş Hoca.
      —Nereden bildin” dediklerinde, Nasreddin Hoca sesini yükseltip ciddileşerek;

      —Ölçün dedim ölçmediniz. Sayın dedim saymadınız. Bir kıl bile fazla değil. Siz ise inanmıyorsunuz. Bunu doğrulayalım. Bir kıl eşeğin kuyruğundan bir kıl da papazın sakalından çekelim. Böylece yanılmadan eşitliği görürüz” deyince papazlar tartışmayı bırakıp gitmişler.

 
 
 
< Önceki   Sonraki >
<align='middle'>sevgimuhabbet sevgimuhabbet - Nasreddin Hoca Fıkralarına Farklı Bir Bakış
Kişi sevdiği ile beraberdir