|
Evet, gerçek yaşanmış bir olay... ]
|
|
|
Bir gazetede montaj elemanı olarak çalışan genç, düğünün üzerinden altı ay geçtiği halde yalnız yaşayan annesinin evine bir kez (o da yalnız) ziyarete gitmişti. Evliliğinin haftasıydı. Bir daha da annesinin kapısını açmadı.
Evlatsız geçen her gün dul annenin özlem hanesine bir kiremit daha koyarken, bu altı aylık zaman dilimine bir kandil, bir de dinî bayram girmişti.
***
Soğuk bir kış gecesinde eşinin yakıt tasarrufu sebebiyle kafasında başlık ve ayağında çoraplarla girdiği yatağından, acı acı çalan telefonla kalktı montajcı delikanlı...
Gece lambasının cimri ışığı ile önce telefonun yanında duran saate göz attı, ikiyi yirmi geçiyordu.
Bu saatte çalan hemen hiçbir telefon iyi şeylerin habercisi değildi.
Küt küt atan kalbi ve titreyen elleriyle telefona uzandı, ürkek sesi zor çıktı:
- Aloo?
Karşıdan da belli belirsiz, korkak ama yumuşak bir ses duyuldu:
- Benim...
Acı bir haber yerine şefkatli bir ses duyunca hem rahatlamış, hem de sinirlenmişti:
- Bu saatte ne var anne?!
- Özür dilerim evladım. Sen de yirmi dört yıl önce bu gece, bu saatte beni rahatsız etmiştin. Doğum günün kutlu olsun oğlum.
Delikanlı, annesinin burnunu çekmesinden, telefonu ağlayarak kapattığını hissetti.
(Sadık Söztutan-Türkiye Gazetesi:Hayat bir hikayedir'den alınmıştır)
|
|