| Başarılı olmanın üç şartı |
|
|
|
|
Cenâb-ı Hakkın razı olduğu yolda olmak, razı olduğu kulları ile beraber bulunmak büyük ni'mettir. Resûlullahın vârisi olan, Ehl-i sünnet büyüklerini tanımayan, kitaplarını okumayan ahırete ya kör olarak, yahut sapık yola saparak, şaşı olarak gider.
Ehl-i sünnet âlimlerini, evliyasını tanımanın, sevmenin alâmeti parayı ve makamı sevmemektir. Bunları seven, bunlara gönül bağlıyan hamallık etmiş olur.
Otomobil binmek içindir. Kişiyi, otomobil sırtında taşımalı, kişi otomobili sırtında taşımamalıdır. İnsan sonsuz âhıret ni'metlerini bırakıp paraya, makama tutulursa, bunları gaye edinirse otomobili sırtında taşımış, hamallık etmiş olur.
İnsana, sonsuz Cennet nimetlerini bıraktırıp, üç günlük dünya makamına bağlayan, bunları sevdiren nefstir. Nefs, heyula cinsi bir hayvan gibidir. Bu hayvan ne yerse yesin doymak bilmez. Bunun için insanın nefsi günâha, harama doymaz. Dünyayı versen bir daha ister. Doymadan, Cehenneme gider. Nefs, günâh işledikçe beslenir, beslendikçe azar. İbâdet yaptıkça zayıflar zarar veremez hale gelir.
Nefsin zararından kurtulmak için hakka sarılıp, batıldan kaçmak lazımdır. Nefs, her zaman insanı bâtıla sürükler. Hakkı bâtıldan ayırmak çok zordur. Ahirette en çok pişman olacaklar hakka bâtıl diyenler ve bâtıla da hak diye sarılanlar olacaktır.
Âhırette sonsuz ni'metlere kavuşmanın en büyük düşmanı gaflettir. Hakka şükretmemek ni'metin elden gitmesine sebep olur, Ni'met herkese verilmiştir. Şükretmekle ni'met artar, şükredilmezse ni'met elden gider.
Cana düşman olmak, dine düşman olmaya nazaran çok hafif kalır. Çünkü, öldürülen kimse imanlı ise yine âhıret ni'metlerine kavuşacaktır. Zulmen öldürülürce şehîd bile olur. Dine düşman olan kimse ise, sonsuz âhiret ni'metlerinden mahrum kalacaktır. Bundan daha büyük düşmanlık, kötülük olur mu? Nefs, şeytan dînin en büyük düşmanıdır. Bunlann gayesi, insanı sonsuz Cehennem azabına duçar etmektir.
Harama ehemmiyet, önem vermiyen kâfir olur. Harama ehemmiyet verip vermemenin ölçüsü ise şudur. Eğer kişi, haram işledikten sonra üzülüyor. pişman oluyorsa, bu önem veriyor demektir. Bu kâfir olmaz. Fasık ya'ni günahkâr olmuş olur. Pişman olmuyor, hiç hatırına bile gelmiyorsa; harama önem vermiyor demektir.
Meselâ, iki kişi akşam içki içiyorlar, körkütük sarhoş oluyorlar, bu halde uyuyup kalıyorlar. Sabahleyin biri akşam yaptığını, hatırlıyor, çok üzülüyor, yine şu zıkkımı içtim, günâha girdim diye üzülüyorsa bu kimse kâfir olmaz, fasık olur.
Yine meselâ dinimizin emrettiği şekilde giyinmeyen kadın, şu kötü çevreden kurtulup da dinimizin emrettiği şekilde örtünsem, haram işlemekten kurtulsam diye üzülürse harama ehemmiyet vermiş olur. Açık olduğu hiç hatırına bile gelmezse, açık olduğu için üzülmezse harama ehemmiyet vermemiş olur. Yine bilhassa kadınlar arasında çok yaygın olan gıybet meselesi var, Hadîs-i şerifte, (Gıybet kişinin anasıyla zina yapmasından kötüdür) buyurulmuştur. Bu büyük günâh işlenir, sonunda, yine dilimizi tutmadık, haram işledik diye üzülür, pişman olursa, kişi harama ehemmiyet vermiş olur. Üzülmez, pişman olmazsa, harama ehemmiyet vermemiş olur,
Sevgi, itaat ve ihlâs
Başarının üç şartı vardır: Sevgi, itaat ve ihlâs. Sevgi, dünyalıklar sebebi ile de olabilir. Böyle dünyalık ve geçici sebepler sebebiyle olan sevgi, dünyada kalır, âhırette faydası olmaz. İtaat da böyledir. Dünyalık menfaatler sebebi ile yapılan itaatin de âhırette bir faydası olmaz.
Sevgi ve itaatin hem dünyada hem de âhırette faydası olması için, ihlâslı yapılması lâzımdır. Ya'ni sevmesi de,itaati de sırf Allah rızası için olmalıdır. Bir Müslümanda sevgi ve itaat var, bunları da ihlâsla yapıyorsa, başarılı olmasına bir engel yoktur. Başarılı olmak, çok para kazanmak, mevki makam sahibi olmak değil, kişinin dünyada yaptıklarının âhırette faydasını görmesi demektir.
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




