|
Kalbim kararmaya başladı”
Sa'düddîn-i Kaşgarî hazretlerinin pek sevdiği talebesi Alâeddîn efendi anlatır:
"Hocam Sa'düddîn hazretlerine teslim olmuş, onun hizmetiyle şerefleniyor, dertlere derman olan sohbetlerini can kulağı ile dinliyordum. Bir gün, tasavvufta kabz hâli denilen müthiş bir sıkıntıya düştüm, bunalmaya başladım.
Kalbim kararmaya başladı. Gönlüme, söylenmeyecek derecede kötü şeyler geliyordu. Beni gökyüzünden atıp parça parça etseler de, bunlar hatırıma gelmese, diyordum. Çaresiz kaldım. Durumumu hocama anlatmak için huzuruna vardım. Daha bir şey konuşmadan, bir eliyle göğsümden, diğer elinin şehâdet parmağıyla da ensemden bastırdı. O anda, hocamın kerameti olarak öyle müthiş bir şey oldu ki, gönlümdeki bu düşünceler silindiği gibi, kalb gözüm açılıp, melekler âlemini görmeye başladım. Elhamdülillah bendeki o sıkıntı kayboldu. Hocamın himmetiyle bu derdimden kurtuldum."
Arifler demişlerdir ki: Hiç şüphe yoktur ki, hep bedenini düşünen nefs sahipleri ömürlerini zayi eylemişlerdir. Ruhunu düşünen gönül sahipleri ise, kalb kâbesine doğru gitmişlerdir. Gönül sahipleri kalbi gözetmeye bakarlar. Kötü huylardan temizlenme ve iyi huylarla süslenmenin en kolay yolu, en önce kötü sıfatların dört esas ve kökünden kalbini kurtarmaktır.
Bunlar uzun emelli olmak, aceleci olmak, haset etmek ve kibirli olmaktır. Zira bu dört esas; aklı bulandırır, kalbin huzurunu kaçırır. Hastalıkların başıdırlar. Bundan sonra, bu kötülüklerin karşılığı olan dört güzel huy ile kalbini süslemektir. Bunlar kısa emelli olmak, teenni ile iş yapmak, halka nasihat etmek ve herkese alçak gönüllü olmaktır.
Zira bunlar keramet hülleleridir. Maksada kavuşmaya, benzeri olmayan vesilelerdir. Uzun emel, aldanma ve gevşekliğin menşeidir. Ameli terk ettirir. Ölümü unutturur. Sevgili Peygamberimiz; (Dünya üç gündür. Biri geçmiş, dünkü gündür. Ondan elinde bir şey yok. Biri gelecek, yarınki gündür. Ona erişeceğin bilinmez. Biri bugündür ki, henüz içindesin, geçmemiştir. Demek ki, ömrün, ancak içinde bulunduğun bir gündür. Onun kıymetini bil ki, çok büyüktür) buyuruyor.
Dün gitti, gelmez. Yarına ise, güvenilmez. O hâlde bugünü büyük nimet bil! Çünkü bu da gider, kalmaz, denilmiştir. Dünya üç saattir. Biri geçmiş, hayaldir. Biri gelecek, bilinmez ne hâldir. O hâlde zaman bu zamandır, saat bu saattir. Ömrün içinde bulunduğun andır. Ömrün miktarı, ancak nefesin kalmayıncaya kadardır. Zira nefesler, ömrün cüzleri, parçalarıdır. Sen ise, ancak günleri sayarsın. Her gün ömründen bir gün eksilir. O senin ömrünün bir kısmını alır gider.
İnsan! Dünyaya, ana rahminden yolcu gibi gelip, mezara doğru gitmektesin. Nefeslerin yoldaki adımların olup, konup göçecek vatanına varmaktasın. Derler ki, dünya üç nefestir. Sen ise, ancak birine maliksin. Her nefeste Hak ile ol! Allahü teâlâyı düşünmek ise, kalbe gıdadır. Cana hayat ve cisme devadır.
Dünyayı iyi düşün, lakin anlayamazsın.
Gece olunca, acep sabaha çıkarmışın?
|