|
“Kaya bey, 53 yaşında, Ankara’daki bir inşaat firmasının yurt içi şantiyelerinden sorumlu müdür idi. İşi gereği sık sık yurt içi seyahatlere çıkardı.
Bu sefer de bir iş sebebi ile Trabzon’a gitmesi gerekiyordu. Hazırlıklarını yaptı ve ertesi gün yola çıktı. Tabi yolculuk Kaya beyi epeyce yormuştu. Trabzon’a vardıklarında güçlükle, belini tutarak doğruldu. Yanındaki arkadaşına döndü. “Ya” dedi, “yolculuk biraz daha uzun sürseydi kalktığımda koltuğun şeklini almış olacaktım.” Eee, dediğinde de haklı idi. On iki saatlik yolculuk boyunca molalar da dâhil olmak üzere bir kere yerinden kalkmamıştı.
İndiği gibi doğruca şirketinin Trabzon’daki bürosuna gitti. Yoğun bir tempo ile çalışmaya başladı. İşleri iyi gidiyordu ama yine de Kaya beyin üzerinde bir huzursuzluk vardı. Yolculuktan sonra bacağında bir şişlik fark etmişti ve şimdi de o bölge ağrımaya başlamıştı.
Yine sıkı bir tempo ile çalışmalarını sürdürürken bacağındaki ağrı birdenbire şiddetlendi. Aynı zamanda göğsünün sağ tarafında da çok şiddetli bir ağrı başladı. Nefes almakta bile zorlanıyordu. Başı dönmeye başladı ve önündeki masaya yığıldı kaldı.
Gözlerini araladı ve etrafına baktı. Hastanede idi ve kolunda iğneler bağlıydı.”
Merak ettiniz mi, acaba Kaya beye ne oldu? Niye bacağı şişti ve sonra da yığılıp kaldı? Tabi bu sorulara cevap bulabilmemiz için bazı ön bilgilere ihtiyacımız olacak. İsterseniz işe bu ön bilgilerden başlayalım.
İnsanın bütün vücudunda olduğu gibi bacaklarında da toplardamarlar bulunur. Fakat bacaktaki damarların şöyle bir hususiyeti vardır:
Kan dolaşımının sürdürülebilmesi için kan yukarı, yani kalbe çıkmalıdır. Ama yer çekimi kuvveti vardır ve kanın yukarı çıkmasına mani olmaktadır. Bu kuvveti bir şekilde yenmek gerekir ki dolaşım sağlansın. İşte bu kuvveti bacaktaki iskelet kasları sağlar. Bunlar kasıldıkça kan yukarı fırlar.
“Peki kaslar gevşeyince, yukarı fırlayan kan tekrar aşağı inmez mi?” diye sorabilirsiniz haklı olarak. Bu noktada da toplardamarlardaki mükemmel bir sistem devreye girer. “Kapakçık sistemi” Kapakçıklar tek yönlü geçişe müsaade ederler, yani sadece kalbe doğru açılırlar. Böylelikle kanın geriye kaçışına mani olunmuş olur. Allahü teâlâ her şeyi ne kadar mükemmel yaratmış, değil mi? Onun yarattıklarında hiç kusur, karışıklık olabilir mi?
Kur’an-ı kerimde Tin sûresinde şöyle buyuruluyor:
(Biz insanı ahsen-i takvim üzere [en güzel surette, yani boylu boslu, sureti güzel, organların yeri, sayısı, en iyi kullanmaya müsait tarzda, kâinatın bütün özelliklerini içine alacak şekilde] yarattık.) [Tin 4 Beydavi]
Bir âyet meali de şöyledir:
(Gerçeklere inananlar için, yeryüzünde [dağlarda, denizlerde, ağaçlarda, bitkilerde, madenlerde, hayvanlarda, Cenab-ı Hakkın mutlak kudretine, iradesine, rahmetine delalet eden] ve kendi vücudunuzda [Yaratılışınızın başlangıcından sonuna kadar ve insanı hayret içinde bırakan organların ve salgı bezlerinin işleyişinde] Allah'ın varlığına nice deliller vardır; bunları görmez misiniz? [Görüp de bununla bir yaratıcısının bulunduğunu anlamıyor musunuz?]) [Zariyat 20,21]
“Ön bilgileri öğrendik de, peki Kaya beye ne oldu? Pek bir şey anlamadık” diyeceksiniz. Eee, gayet normal çünkü daha Kaya beye sıra gelemeden bu haftaki yazımız da bitti. Ne yapalım, önümüzdeki hafta devam ederiz inşallah.
|