Primary Color:
Primary Text:
Secondary Color:
Secondary Text:
Tertiary Color:
Tertiary Text:
Renk Seçimi
Önizleme
FeaturesTypographyTutorials
Modül Başlıkları
Home
Module Title

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit. Ut non turpis a nisi pretium rutrum. Nullam congue, lectus a aliquam pretium, sem urna tempus justo, malesuada consequat nunc diam vel justo. In faucibus elit at purus. Suspendisse dapibus lorem. Curabitur luctus mauris.

Module Title
Module Title
Açiklamalar

Sol taraftan renk ve desen seçimini yaptıktan sonra aşıdaki UYGULA tuşuna tıklayın.

UYGULA
İmanın üç esası nedir PDF Yazdır E-posta

     Muhammed Cerîrî hazretleri buyuruyor ki:

     Kâmil îmânın üç esası vardır. Bu üç esas; iktifa, ittikâ ve ihtimâdır. İktifa dediğimiz, Allahü teâlâyı her işi ve ihtiyacı için kâfi görmek ve kâfi bilmektir. Kısacası Allah bana yeter demektir.

    Bir kimse Allah bana yeter derse ve bu söylediğine tam olarak inanırsa, böyle bir kimse hiç bir zaman iç sıkıntısı çekmez. Ya'nî böyle bir kimsenin içi devamlı rahat olur. Bir Müslüman İktifa sahibi olursa ilerde ma'rifete ya'nî Allahü teâlâyı tanımaya kavuşur.

 

    Haramlardan uzak kalmak

    Şimdi îmânın ikinci esası olan ittikâya gelelim. İttikâ ise Allahü teâlânın yasak ettiği şeylere hiç bir zaman ve hiç bir surette yanaşmamaktır. Allahü teâlânın yasak ettiği şeylerden, ya'nî haram ve mekruhlardan sakınanın içi ve dışı ya'nî yaşayışı düzelir. Öyle bir kimsenin hayatı intizama girer.

    Ya'nî insan ittikâ neticesinde güzel ahlâka kavuşur. İttikâ sahibi bir kimsenin yaptığı şeyleri, ya'nî onun yaptığı işleri her gören beğenir. Netîce itibariyle ittikâ yapan bir kimse güzel ahlâka kavuşur.

    Îmânın üçüncü esası ise İhtimâdır. İhtimâ demek, nefsi perhiz etmeye, ya'nî az yemeye alıştırmaktır. Ve bilhassa haram ve şüpheli şeyler yememeye çok dikkat etmek lâzımdır.

   Helâlinden ve az yiyen bir kimsenin maddî sıhhati yerinde olur. Ya'nî böyle kimseler kolay kolay hasta olmazlar.

   Ebû Muhamed Cerîrî hazretleri nefs ile alâkalı bir sohbetlerinde de şunları söyledi:

   Nefsine aldanan ve tâbi olan bir kimse, şehevî duygularına esir olur. O kimse hevâî arzularının zindanına kapatılır da, o kulun kalbi hayırlı işlerden zevk almaz olur. Ya'nî böyle bir kimse her gün Kur'ân-ı kerîmi hatmetse bile, ilâhî kelâmı okumaktaki hakîkî ve esas tadı bulamaz. Böyle olmaktan kurtulmanın çâresi, nefsin esaretinden kurtulmayı bütün samimiyeti ile arzu etmekten ibarettir.

    Cerîrî hazretleri uzlet ile alâkalı olarak da şöyle buyurmuştur:

    Başka büyükler uzleti, halktan uzak durmak ya'nî halka karışmamak olarak ta'rîf ederlerken Cerîrî hazretleri uzleti Hakka yakın olmak olarak anlardı. (Uzlet, halkın arasına girmek, lâkin kalbi mâsivâya bağlanmaktan korumak, nefsi günâhlardan uzaklaştırmak ve kalbi sadece Allahü teâlâya bağlamaktır) buyururdu.

 

      Sabır nedir

      Bir başka sohbetlerinde de, kendisine "efendim sabır nedir" dediler. Buyurdu ki:

   Sabır, kalbin ni'met ile mihneti beraber görmesidir. Zorlanarak sabretmektense, mihnet yükünün ağırlığını kalbinde hissetmekle beraber, musibetleri sükûnetle ya'nî onlara razı olarak karşılamaktır.

   İhlâs, Âhiretteki ni'met ve azâblara tam ve eksiksiz olarak inanmanın alâmeti olduğu gibi, riya ve gösteriş de aynı şeylere inanmakta tereddüt ve şüphe etmenin alâmetidir.

 
 
 
< Önceki   Sonraki >
<align='middle'>sevgimuhabbet sevgimuhabbet - İmanın üç esası nedir
RocketTheme Joomla Templates