Kaybetme Korkusu!!! PDF Yazdır E-posta
 
Malum "korkunun ecele faydası yok"; atalarımız söylemiş ve hepimiz biliyoruz. Yani öleceksen eğer, bu mukadderse, korkuyor olman sonucu değiştirmez.. Güvenilir kaynaklardan aldığımız duyuma göre korkunun ecele faydası yokmuş ama iyi niyetli ecelin korkuya faydası çokmuş.
Atasözü sayılır mı bilmem ama çok sevdiğim başka bir özdeyiş daha var ki ölümün faydalı bir kullanım alanına dikkat çekiyor: "Ölmüş eşek kurttan korkmaz". Çok güzel; ama korkmamak için ille de ölmeyi bekleyeceksek bu pek pratik bir öneriye benzemiyor.
İnsan neden korkar? Haydi, çok düşünmeden cevaplayalım: Kay-bet-mek-teen korkar. Neyi kaybetmekten peki? Sahip olduğunu düşündüğü her şeyi; bedenini, başka bedenleri, parayı, işini, malını, mülkünü, ilgiyi, sevgiyi, hayranlığı, aşkı… O zaman şöyle söyleyebiliriz: Korkmak için önce sahip olmak gerekir. Ve hatta korkunun neredeyse ayrılmaz parçası olduğunu söyleyebiliriz, mülkiyetin. Malik olduğumuz her şeyin bize getirdiği tatminin yanında bir de sürpriz kurabiye getirdiğini görünce, kurabiyeden bir ısırık alıp sahipliğin keyfini çıkarmaya başlıyoruz. Bir süre sonra midemize inen zehirli hamur parçası etkisini göstermeye başlıyor ve mülkümüzün -artık her neyse o; bir eşya, bir iş, bir insan- her an buharlaşabileceğine dair bir kuşku yükseliyor midemizden beynimize doğru.
Zihnimizin her dokunuşuyla titreyip büyüyen bu kuşku kuşu nihayet 'korktuğumuzu başımıza' getiriyor  ve mülkümüzü kapıp tamkanat kaçıyor. Evet, kendi kuşkumuz bize ihanet eden, o da bizim mülkümüz. Her sahipliğin eki ve ayrılmaz parçası olan, asıl ana parçaya göz kulak olsun diye elimizle büyüttüğümüz kuşkumuz ve onun getirdiği güvensizlik çoğunlukla kaybımızın müsebbibi. Yani kısacası kuşku ve onun hammaddesi korku bizi kayba sürükleyen. Bekçinin kendisi hırsız, çaktırmayın o da bilmiyor ama öyle inanın.
 
 
< Önceki   Sonraki >

Üye Girişi

Muhabbet Köprüsü