|
Toplumumuzda çoğu kimsenin itişmekle iletişebilmeyi karıştırdığı maalesef bir gerçek. Geçenlerde bir hukukçu dostuma, 'Acaba adliyelerdeki hakimlerin ve savcıların altından kalkamayacağı kadar çoğalan dava dosyalarının iletişim kazaları ve problemleriyle ilgili olan dosyalara oranı nedir? Yani eşler arası problemler, kişiler arası öfke sonucu gerçekleşen olaylar, işçi-işveren problemleri, hakaret, şiddet gibi vukuatları kapsayan dosyaları çıkarırsak geriye ne kadar dava dosyası kalır?' şeklinde bir soru sorunca Hukukçu dostum biraz düşündükten sonra dava sayılarının yarı yarıya azalacağını itiraf etti.
Türk toplumundaki gerginliklere ve bunun sonucu oluşan ekonomik sıkıntıların derinine indiğimiz ve olaylara iletişimci gözlüğüyle baktığımız takdirde de aynı tespitle karşı karşıya kalırız. Zira bir devlet büyüğünün söylediği bir söz, takındığı bir tavır sonucu oluşan olayların kitlelere nasıl yansıdığına hepimiz şahit oluyoruz.
Yine Türk toplumunun çekirdeği olan aile yapımızda ailedeki bireyler arasında yaşanan anlaşmazlıkların, boşanmış ailelerdeki çocukların problemlerini görmezlikten gelmemiz ise hiç mümkün değil.
Peki, iletişim kopuklukları sonucunda çoğu zaman küskünlüklere, kavgalara, mahkeme koridorlarına taşan, bütün bu anlaşmazlıkların temelinde yatan 'iletişim kavramı' nedir?
Yüzlerce tarif arasından şunları örnek olarak verebiliriz:
'İki kişinin duygu ve düşüncelerini paylaşarak birbirini anlama sürecidir.'
'Duygu, düşünce ve bilgilerin çeşitli yollarla başkalarına aktarılmasıdır.
' Sevgi dolu bir ilişkiyi kurup, sürdürebilme becerisidir..'
Bunların hepsi doğru ama, üçüncü tarifi ben daha çok seviyorum. Çünkü iletişim kurmak, başlatmak zor ama; bu ilişkiyi sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek daha zor.
Çevremizdeki insanların çoğu kurdukları iletişimi uzun yıllar sürdürmekte zorlanıyor, küçük bir problem yaşandığında iletişimi koparıyorlar. Böyle durumlarda öfkesini ve davranışlarını kontrol edebilen EQ'su (duygusal zeka) yüksek olan kişiler ilişkilerini onarabilmekte, diğerleri ise 'inceldiği yerden kopsun' mantığıyla hareket ederek kolayca bitirebilmektedir.
Sonuçta çevresiyle etkin ve sağlıklı iletişim kurabilenler hayatta başarılı olmakta, hem sevmekte hem de sevilmemektedirler.
İşte böyle kişiler kendilerine de, çevrelerine bir kalite katmaktadırlar.
Hayati Odabaşı
Bir Haber
Ev hanımları daha uzun ömürlü..
10 binden fazla kişiyle yapılan araştırma sonucunda, evliliğin çalışan kadının ömrünün 1,4 yıl kısalmasına yol açtığı, erkeğin ömrünü ise uzattığı belirtildi.
Araştırmacılar, evliliğin erkeğin ömrünün 1,7 yıl uzamasına kadınınkinin ise kısalmasına yol açmasını, kadının hem ev kadını, hem de iş kadını olarak iki rolü birden üstlenmesiyle açıkladı.
|