|
Çok konuşulan, sorulan, yazılan, çizilen hatta üzerinde araştırmalar yapılan bu konu artık klasik sorular arasına girdi. Cevabı; çoğuna göre " böyle gider ise kötüye gidiyor" kendini aydın tanımlayan küçük bir kesime göre ise "gençlik aydınlık geleceğe doğru gidiyor". Bu soruda bu kadar düşünmeye gerek yok çok basit bir cevabı var. Gençlik nereye gidiyor? El cevap "kim nereye sürükler ise oraya".
Gençlik denilen bir diğer adı ile “delikanlılık” kanın deli aktığı yaş grubu olan bu çocuklar, maalesef ana babaları nereye götürür ise oraya doğru gitmekteler. Etrafınıza bir bakın dershaneden çıkan, okuldan çıkan delikanlıları bir gözlemleyin. Görmemiş olmanız mümkün değil çünkü mahalle bakkalı gibi(özür artık bakkal kalmadı mahalle marketi gibi diyelim) nerede ise her sokak başında bir dershane var gidip gelirken muhakkak dikkatinizi çekmiştir bu gençlerin giyim kuşamları, hareket ve davranışları. Şöyle bir portre çizecek olursak; erkekler saçlar uzun ve muhakkak jöleleşip dikleştirilir, sanki abisinin pantolonunu giymişte bol gelmiş her an üzerinden düşecek kot pantolon, üzerinde ne yazdığını kendisinin de bilmediği kuru kafa ve yabancı yazılı bir tişört, mutlaka elinde son model cep telefonu. Kızlara gelince; yaşının en fazla 17–18 olması lazım gelirken olduğundan büyük gösteren bu kızlar mutlaka ama mutlaka belinden kıvrılarak kısaltılmış, eğilse edep yerleri görülecek okul eteği, üzerinde düğmeleri mümkün mertebe açılmış okul gömleği yahut kısa ve dar tişört, saçlar fönlü boyalı ve yapılmış, her zaman tazelenen makyajı ile elindeki son model cep telefonu. İşte size gençlik portresi bu sadece uzaktan. Biraz yakınlaşarak bakar iseniz aralarındaki konuşmalara şahit olursunuz. Bu konuşmalar da oldukça ilginçtir ne yabancı ne Türkçe boşa uğraşmayın anlayamazsınız çünkü konuşulan dil uydurukça. Bunlardan da bazı örnekler verelim cahil kalmayın aydın geçlerin yanında: “Ay manyak çalıştım ama hoca o acayip soruları sorunca ne oluyoruz falan oldum”, “yiyosa sen cevapla deeermişim”, “sonra alolaşırız ”, “hadi bye” gibi ama mutlaka aralara küfürler serpiştirilmiş konuşmalar, kısaltmalar, semboller.
Yapılan araştırmalar gençliğin harçlıklarının çoğu kontör ve kıyafete gittiğini göstermiş. Tevekkeli parmaklarındaki ağrılardan şikâyet eden gençler boş yere şikâyet etmiyor kalem tutmaktan değil mesaj yazmaktan ağrıyor bu parmaklar. Zavallı genç erkekler ise hızı çok yavaş olan evdeki bilgisayarları ile bir şey yapamadıkları için internet cafeye takılıyorlar. Tabi girdikleri arkadaş bulma siteleri ve bazı erotik siteler aileleri tarafından öğrenilmesin, çok ayıp olur sonra. Yine yapılan bir araştırma sonucunu sizlerle paylaşalım buraya dikkat buyurun lütfen; en çok neyi kaybetmekten korkuyorsunuz? Sorusuna çok büyük bir yüzde cep telefonunu, geri kalan yüzde de bilgisayar ve internetimi cevabını vermiş. Ailesini kaybetmekten korkanlar düşük bir oran kalmış. Peki ya imanı kaybetmekten korkmak. Bu listede bile yok. Bundan çok değil 5-6 sene evvel gençler aynı sorulara büyük bir oranda ana-babamızı, ailemizi gibi cevaplar vermişler. Artık gençler için cep telefonbları vey ağabeylgisayarları ailelerinden daha önemli. Evet, nereye doğru gidiyor bu gençler? Neden böyle oldular? Yarınlarımız dediğimiz yemeyip yedirdiğimiz giymeyip giydirdiğimiz gençler ne oldu da 5-6 yılda ana-babasını kaybetmekten korkanlar şimdi aynı ana-babasını katl eder oldular? Bir sorun delikanlı çocukları olanlar bakalım sizin çocuklarınız bu soruya nasıl cevap verecekler?
Uzmanlar çocukluk çağından beri dengeli beslenmenin önemine vurgu yaparlar. Dengeli besleyin, dengeli beslenin ömrünüz uzun olsun, çocuğunuz zeki olsun falan. Siz çocuğunuzu dengeli beslediniz mi? Aman tek yesin diye annesi tabak elinde az mı gezmiştir arkasında. Elimizden geldiği kadar beslenmesine dikkat ettik. Olmadı efendim siz çocuğunuzu dengesiz beslediniz. Nasıl mı? İnsan sadece et ve kemikten müteşekkil değildir. Yer, içer, gezer, yatar, uyur. Peki, bunları diğer mahluklar da yapıyor o zaman neden onlara insan değil de hayvan ya da bitki diyoruz? Demek ki insanı insan yapan başka şeyler var. İnsanın ruhu ve aklı var. Siz sadece bedeni besler ruhu beslemezseniz dengeli beslenme olmaz. O zaman hep beden büyür bedeni yöneten nefis kuvvetlenir, kuvvetlendikçe hırsı, ihtirası artar daha çok ister siz hep verirsiniz; o, hep daha fazlasını ister. Gün gelir nefsin istekleri arttıkça artar sınır tanımaz olur ve kendini felakete sürükler. Ruhun beslenmesi kuvvetlenmesi, nefsin taşkınlıklarını engeller ve felaketten kurtarır insanı. Bunları niçin anlattık çünkü gençliğin en büyük düşmanı bu, yani dengesiz beslenme bunu da çok yazık ki biz ana-babalar yapıyoruz. Sonra bir birimize; ne olacak bu çocukların hali ne desek itiraz, isyan laf söz dinlemiyorlar diye dert yanıyoruz. Evlatlarımızın dünyalarını mamur ediyor ahiretlerini ise kendi ellerimizle harap ediyoruz. Ne söyleniyor; " Hâşâ zulmetmez kimseye Hüda'sı, Herkesin çektiği kendi cezası." O zaman kimseye şikâyet etmeyelim gençliği, önce kendi gençlerimize bakalım.
İsterseniz evlatlarımız nasıl bu hale geliyor, bu iş birden bire mi oluyor, neden bir şey yapamıyoruz, çok mu geç kaldık? gibi akla gelen soruları teker teker açalım ve çözümler getirelim.Unutmayalım ki ; zararın neresinden dönülürse kârdır.
|